logo

Kavramlar ve Tasavvurlar


Gülüzar Saygılı
guluzarsaygili@hotmail.com

Allah, insanı yarattı ve ona eşyanın ismini de öğretti. Kur’an daki kıssalar gösteriyor ki; ilk insan hatta İblis yaratıldığı andan itibaren konuşabiliyordu.

Dil, zihindeki tasavvurların ifade edilmesidir. Tasavvurlar kültürel birikimlerin  kendisidir. Yani konuştuğumuz her şey zihnimizdeki bir tasavvurun sese çevrilmiş halidir.”  Su “deyince akla  “s” ve” u “harfleri gelmez. Suyun kendisi gelir , “sekiz” deyince akla  ” s,e,k,i,z “ harfleri gelmez  “miktar”  gelir. Sesle oluşan bu aktarım, zihnimizdeki tasavvurların aktarılmasıdır.

Tasavvurlar, toplumsal hafızayı yani kültürü yansıtırlar.

Dil ile yaşam tarzı arasında sıkı bir bağ vardır.

Toplumların hafızasındaki tasavvur birikimleri ne ise yaşamtarzı  da  odur. Tasavvurlar,  kavramlara yüklenen anlamlar üzerinden edinilir. Kavramların yerli yerince kullanılması  o kadar önemlidir ki bir nesli inşa da eder imha da.

Nasıl mı? Stres kavramına bir bakalım.

Bu yabancı menşeli kelimenin günümüzde bolca kullanılmasının yanında yerli-yersiz kullanılması da dikkat çekicidir. Artık insanlar her türlü olumsuz ve sıkıntılı hallerini nerdeyse sadece bu kelimeyle ifade eder oldular:

Annesi hastalanan da strese girdim diyor dolmuşu kaçıran da strese girdim diyor. İkisi aynı şey mi?

Oysa ki insanın üzüntü dünyasıbir kaç kelimeyle ifade edilmeyecek kadar  geniştir. Birbirinden   farklı anlamlar içeren KEDER, HÜZN, ELEM, YEİS, KAYGI, TASA, DERT gibi  kavramlarımız var. Biri diğerinin yerini tutmaz. Yeni nesil bu kavramların  yerine nerdeyse sadece STRES kavramını kullanıyor. Hal böyle olunca neye -nasıl –ne kadar ne şekildeüzülmeli? Konusu önemsenmiyor.Gençler bunu sorgulamayınca ,  duygularını kontrol etmeyi de öğrenmemiş oluyorlar

İşte kavramlar ve kelimeler insanların duygu ve düşünce dünyasına böyle hükmediyor.

Vahiy,  daha en başta kavramlar ve kelimeler üzerinden tasavvurlar oluşturarak bir toplumu değiştirmişti.  Dil bu anlamda dinin bir numaralı vasıtası idi.  Allah Resulü, sözün gücünü kullandı. İletişim kelimeler üzerinden sağlandı.

Kelimeler kullanılarak tasavvurlar;  tasavvurlar üzerinden sağlam bir toplum  oluşturuldu.

Ülkemizin kıtalararası bir konumunda olmasından ve bir çok kültürü geçmişinde barındırmasından kaynaklanan bir farkı var.  Ancak buradaki en büyük sıkıntı, yabancı dillerin etkisi altında kalmak ile kendi etki alanını oluşturmak meselesidir. Yani İngilizceyi öğrenmek amaç olmamalı, araç olmalı idi. Yabancı dili ülkemizin kültürünü istila eden dil olarak değil; ülkemizi imar eden dil konumuna oturtmalıydık.  Bunu yaparken de kendi kavramlarımızı kendi tahtından etmeden yapmalıydık. TV de konuşan bir aydın,  kendi alanı ile ilgili bir kavramı ısrarla yabancı dilde ifade ederken, yerine kendi kültürümüze ait bir kavram koyamamanın ezikliğini ya da ayıbını yaşamak yerine, entel bilim adamı olmanın havasını atıyorsa,  bu düşündürücüdür.

Biz bunları sorgularken, teknoloji sayesinde yabancıkavramlarla, kısaltmalarla, emojilerle konuşan yeni bir dil ve  nesil türedi.

Bu nesil sanırım tüketici bir nesil olduğundan dili de acımadan tüketmektedir. Tamam” yerine “tmm”  yazan bir neslin,  toplam iki “a” harfini yazmaktan kaçması, telefonu bir an önce elinden bırakmak istemesinden- vaktinin olmayışından mı kaynaklanmaktadır?

Yazarken ve konuşurken  yabancı kavramları kullanması yabanci dili bildiğinden mi kaynaklanmaktadır?

Ne oldu da her annenin öz be öz  kendi kültürümüzün ninnileriyle büyüttüğü bebekler , topluma karışınca ağzında başka ifade araçları ile konuşur oldular:“Ok canım,relax olmak,fenomen,trend,slayt ,part time,fasd food,selfie ”  gibi yüzlerce kelime bizi daha mı çağdaş yapıyor?

Sonuçta, kelime bize ait olmayınca nesil de bize ait olmadı!

Bu acı sonuçlar kimin suçu? Kullanılan yenikelimelerle birlikte bu kelimeleri kullanan nesil de  adeta oraya yakışan ve zaten oraya ait olan köklü bir tuğlayı duvardan  çekip; oraya yakışmayan ve oraya  ait olmayan  eğreti bir tuğlayı duvara  koymak  gibi oldu. Ha düştü ha düşecek gibi.Yani ait olmak veya olmamak.Yakışmak veya yakışmamak… Yerine oturmak veya eğreti durmak…

Yahudilerin yy larca yaşadıkları sürgünlere rağmen, dillerini korumaları milli ve dini duruşlarındandır. Çünkü Yahudilikte din ne kadar milli ise  ise ; dil de o kadar millidir.

Dil ile din birbirine sahip çıkan değerlerdir.

Dil , küresel-ulusal-bireysel bir “duruş” biçimidir.

Doğru kavramlarla sandığımızdan fazlasını ifade ederiz. Bir çocuğa” by by” demekle “Allah a emanet olasın” demek arasındaki farkı düşünelim. Bir anlamsızlık,  biri anlamlılık, biri salaşlık biri “oluş”luk ifade eder: Biri   “seni  kıymetli gördüğüm için Allah a emanet ediyorum” un ifadesidir,  öbürü de  “ hadi git “  in ifadesidir.

Ya da bir eğitimci, öğrencisine;

“ Boş zamanlarını kitap okuyarak geçirebilirsin “demekle;

“ Kıymetli zamanlarını kitap okuyarak değerlendirebilirsin” demek arasındaki oluşacak tasavvuru iyi bilmelidir.

Birinci cümlede eğitimcinin söylediği şudur:

1-Boş zaman tasavvuru oluşturuyor.

2-Kitabı boş zamanların eğlencesiymiş gibi anlatıyor

Bu ifade ve kavram farkları zamanla hayat tarzına dönüşmektedir.. Cafe ye gitmekle Kütüphaneye gitmek arasındaki fark gibi. Cafe kelimesi de oraya gidiş amacı da kültürümüze aykırı. Ziraİslamiyet tüketim toplumu değil üretim toplumu olmayı emreder. İslam Kültüründe zaman kıymetlidir.  Kavram bizden olmayınca eylem de bizden olmuyor.

Kuran-ı Kerim bize :

“ O halde boş kaldığın zaman hemen kalk yeni bir işe koyul “  der  ( İnşirah Suresi ayet 7)

Fast food da böyledir.

Ya şu klavye ile hokka-divitin farkına ne dersiniz?

Biri tüketimin ve eğlencenin öbürü  çalışmanın çağrışımını yapmıyor mu zihnimizde?

Kavramlar tasavvurları; tasavvurlar da hayat tarzını oluştururlar.

Kavram bizden ise kültür de bizdendir.

Medeniyetler kavramlar ile kurulur, kavramlar ile korunur ve kavramlar ile yıkılır.

ALLAH’A EMANET OLASINIZ.

Etiketler: » » » » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

9+9 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Gezer Bir Derviş: İsmail Siracüddin Şirvani

    04 Nisan 2019 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Amasya, bir çok tarikata ve veli şaire yoldaşlık etmiş bir şehirdir. Doksan dokuz evliyası olduğu rivayet edilen ama, yüze tamamlansaydı 'peygamber' gelirdi söylencesi olan bir yerdir! Bu kadar eski ve köklü bir İslam geleneği olan şehrin; meşhur meşayih ve meşahirlerini konuşmakta yarar vardır. Kültür kotları eski olan yerlerin, teşhir unsurları da fazla olur. Şehirlere anlam katan insan ve mekan unsurlarını konuşmak ve yazmak da bizim görevimizdir. Fırsat oldukça ve şehri gezdikçe, bunları yazmaya ve hasbihal etmeye devam edeceğiz. Ü...
  • Öğretmenimin Katili Sistemdir!

    02 Nisan 2019 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Öğrenciyi kutsayan Öğretmeni aşağılayan Hangi çağda yaşıyoruz temelli ilim ve irfan düşmanı zihniyet egemen olduğu müddetçe daha çok öğretmen meslektaşım bu saldırılara ve itibar suikastlara uğramaya devam edecektir. Öğrencisi tarafindan katledilen öğretmen kardeşime Allah'tan rahmet diliyorum. Umarım henüz icraatini göremediğimiz ama sözleri ve diksiyonuyla bizleri büyüleyen Bakanımız bu saldırı ve itibar suikastlerine karşı bir çare olur...
  • Bu Ne Korku ?

    27 Mart 2019 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Bu ne yahu! Bu ne korku! Hem Allah'a inanacaksınız. Hem de o gelirse şu olur, bu gelirse şöyle yaparlar diye korkacak, korkutacaksınız. Bu büyük milletin sahibi Allah'tır. Başımıza bir şey gelirse de onun sebebi de Allah'tan uzaklaşmamızdandır. Allah'a güvenmeden kuldan bir şey beklemek ve ümitsizlik küfürdür. Mehmet Akif Ersoy üstadımız ne diyor: Allah’a güven, sa'ye sarıl, hikmete râm ol Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol Ve unutulmasın ki bugün bizi HDP üzerinden motive etmek isteyenlerin arkasında ...
  • Konformist Gençlik

    14 Mart 2019 Genel, Gündem, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler

    Gençlik, insan ömrünün en hızlı ve savurgan geçen dönemidir. Sürekli gençlerle içiçe olan birisi olarak, onların tahlilini de iyi yapabilirim diye düşünüyorum. Gençleri anlamadıktan sonra, toplumu anlasak ne yazar! Çünkü toplumun bel kemiği, geleceğimizin teminatı gençlerimizdir. Gençlerimize kızsam da, onları anlamaya ve dinlemeye çaba sarf ediyorum. Onları anlamak için de, önce onların meselelerini ve yaşadıklarını tanımak da fayda var. Gençlerin bazı hususiyetlerini tespit etmekte ve sorunlarını yorumlamakta fayda var. Gençlik üzerine...